Belli Hakları Kullanmaktan Yoksun Bırakılma Kararı Aleyhe Bozma Yasağına Konu Olur.

T.C.
YARGITAY
Ceza Genel Kurulu

E: 2021/9-26
K: 2023/478
T: 27.09.2023

  • Belli Hakları Kullanmaktan Yoksun Bırakılma
  • Ceza ve Güvenlik Tedbirleri
  • Cezanın İnfazından Sonra Etkili Olmak Üzere Hak ve Yetkinin Kullanılmasının Yasaklanması
  • Görevi Kötüye Kullanma
  • Hak ve Yetkinin Kötüye Kullanılması
  • Kasıtlı Suç
  • Süre

Özet.   : TCK’nın 53. maddesinin beşinci fıkrasında “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” başlığı altında düzenlenen hak yoksunluğu, hem hapis hem de adli para cezası açısından uygulama alanı bulup, yasaklılık süresinin belirlenmesinin hâkimin takdirine bağlı olması, cezanın infaz edilmesinden itibaren başlayacak olması, yalnızca birinci fıkrada gösterilen hak ve yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen kasıtlı suçlar açısından söz konusu olması ve anılan fıkrada düzenlenen hak yoksunluğunun ancak kötüye kullanılan hak ve yetkiyle ilgili olarak verilmesinin gerekmesi dikkate alındığında mahkûmiyetin yasal sonucu olmaması nedeniyle hâkimin beşinci fıkrada düzenlenen hak yoksunluklarına hükmedildiğini kararında ayrıca göstermesi ve hükmedilen yoksunlukların süresinin de belirlemesi gerektiği gözetilmelidir.

(5237 s. TCK m. 53, 257)

TÜRK MİLLETİ
ADINA YARGITAY İLÂMI

I. HUKUKİ SÜREÇ

Görevi kötüye kullanma suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257/1, 62/1, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca hapisten çevrili 6.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin Sakarya 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 15.09.2010 tarihli ve 74-599 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 13.05.2014 tarih ve 1528-5334 sayı ile; “5237 sayılı TCK’nın 53/1-a maddesindeki yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle atılı suçu işlemesine rağmen, aynı Yasa’nın 53/5. maddesi uyarınca cezanın infazından sonra 53/1-a maddesindeki hak ve yetkilerin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, hükümden sonra 19.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6086 sayılı Kanun ile TCK’nın 257/1-2. madde-fıkralarında yer alan ‘kazanç’ sözcüğünün ‘menfaat’ olarak değiştirilmesi, bu fıkralarda öngörülen cezaların alt ve üst sınırlarının indirilmesi karşısında TCK’nın 7/2. madde-fıkrasındaki ‘Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.’ hükmü gözetilerek, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılamada 03.03.2015 tarih ve 363-174 sayı ile; sanığın, TCK’nın 257/1, 62/1, 53/5, 53/1, 50 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca hapisten çevrili 3.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve 5 ay kadar TCK’nın 53/1. maddesinde sayılan hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmiştir. Bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 17.11.2020 tarih ve 3604-2044 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

II. İTİRAZ SEBEPLERİ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, 14.12.2020 tarih ve 138482 sayı ile; “Sanık A.A. hakkında Yüksek Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 13.05.2014 tarih ve 2013/1528 esas, 2014/5334 karar sayılı kazanılmış haklar saklı kalmak kaydıyla verilen bozma kararı öncesi Sakarya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.09.2010 tarih ve 2010/74 esas, 2010/599 karar sayılı hükmü ile TCK’nın 257/1, 62/1, 50/1-a, 52/2-4 maddeleri gereğince 6.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, bozma öncesi hükümde TCK’nın 53/5. maddesinin uygulanmadığı, karşı temyizin de bulunmadığı, bozma kararı sonrası Sakarya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.03.2015 tarih ve 2014/363 esas ve 2015/174 karar sayılı hükmü ile sanığın 5237 sayılı TCK’nın 257/1, 62/1, 53/5, 50, 52/2-4 maddeleri gereğince 3.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve 5 ay kadar 5237 sayılı TCK’nın 53/1. maddesinde sayılan hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verildiği, ancak sanık hakkında bozma kararı öncesi 5237 sayılı Yasa’nın 53/5. maddesinin uygulanmamasının 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. yollamasıyla 1412 sayılı CYY’nın 326/son gereğince sanık lehine kazanılmış hak oluşturacağı gözetilmeden, bozmadan sonraki kararda kazanılmış hak ilkesine aykırı şekilde 5237 sayılı Yasa’nın 53/5. maddesinin uygulanmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” görüşüyle, itiraz yoluna başvurulmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 24.12.2020 tarih ve 9092-2846 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

III. UYUŞMAZLIK KONUSU

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK’nın 53/5. maddesi uyarınca uygulanan güvenlik tedbirinin aleyhe bozma yasağına konu olup olmayacağının belirlenmesine ilişkindir.

IV. OLAY VE OLGULAR

İncelenen dosya kapsamından; Yürütülen soruşturma sonucunda sanığın görevi kötüye kullanma suçundan TCK’nın 257/1 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, Yapılan yargılama neticesinde Sakarya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.09.2010 tarihli ve 74-599 sayılı kararı ile sanığın görevi kötüye kullanma suçundan, TCK’nın 257/1, 62/1, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca hapisten çevrili 6.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye karar verildiği, hükmün sadece sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece hükümden sonra 19.12.2010 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6086 sayılı Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesi ile TCK’nın 257. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yapılan değişikliklerin değerlendirilmesi ve sanık hakkında aynı Kanun’un 53/1-a-5. maddesinin uygulanmaması isabetsizliklerinden 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 321 ve 326/son maddeleri uyarınca bozulmasına karar verildiği, bozmaya uyan Sakarya 4. Asliye Ceza Mahkemesince 03.03.2015 tarih ve 363-174 sayı ile sanığın TCK’nın 257/1, 62/1, 53/5, 53/1, 50 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca hapisten çevrili 3.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve 5 ay kadar aynı Kanun’un 53/1. maddesinde sayılan hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verildiği, hükmün sadece sanık tarafından temyiz edildiği, anlaşılmaktadır.

V. GEREKÇE

A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler

Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi için öncelikle ceza ve güvenlik tedbiri kavramları üzerinde durulması gerekmektedir. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda yaptırımların tümü ceza olarak öngörülmüş olup, 11. maddede cürümlere mahsus cezalar; ağır hapis, hapis, ağır para, kamu hizmetlerinden yasaklılık, kabahat fiillerinin karşılığı olarak da; hafif hapis, hafif para, muayyen bir meslek ve sanatın tatili icrası düzenlenmiştir. Bu Kanun’un yürürlükte bulunduğu dönemde, öğretide yaptırımlar; asıl ve feri cezalar ile tamamlayıcı cezalar olarak üçe ayrılmış, tamamlayıcı cezalar; “Eylemin karşılığında ve ceza hükümlülüğüne bağlı olarak kanundaki açıklama doğrultusunda ve asıl ceza yanında hükümde gösterilmesi gereken cezalardır.” biçiminde tanımlanmıştır.

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren TCK’da ise yaptırımlar, ceza ve güvenlik tedbirleri adı altında yeniden düzenlenmiş; ceza olarak yalnızca hapis ve adli para cezasına yer verilmişken, güvenlik tedbirleri; “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma, eşya ve kazanç müsaderesi, sınır dışı edilme, çocuklara, akıl hastalarına, mükerrirlere ve tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirleri” şeklinde sayılmıştır.

Kanunda yaptırım terimine yer verilmek suretiyle, konusu suç teşkil eden eylemler için yalnızca ceza değil, cezalarla birlikte veya ayrıca ceza niteliği taşımayan başkaca sonuçların yani güvenlik tedbirlerinin de uygulanabileceği belirtilmiş bulunmaktadır.

TCK’nın “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” başlığı altında 53. maddesi suç tarihinde; (1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak; a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tâbi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten, b) Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasî hakları kullanmaktan, c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan, d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasî parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan, e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tâbi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten, yoksun bırakılır.

(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz. (3) Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz…. (5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adli para cezasına mahkûmiyet hâlinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adli para cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar.

Uyuşmazlığın esasını teşkil eden beşinci fıkranın gerekçesinde; “…Belli bir hak ve yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen kasıtlı suçlar dolayısıyla mahkûmiyet hâlinde, mahkûm olunan cezanın infazından sonra da etkili olmak üzere bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına ayrıca hükmedilmesi öngörülmüştür. Bu durumda mahkemenin belli bir hak ve yetkiyle ilgili olarak vereceği yasaklama kararı bir güvenlik tedbiri niteliği taşımaktadır.” denilmek suretiyle, anılan maddenin beşinci fıkrasının uygulanabilmesi için hükümde ayrıca gösterilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Buna göre TCK’nın 53. maddesindeki hak yoksunlukları, kural olarak hapis cezasının infazı ile sınırlandırılmış, infaz tamamlanmakla herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın kendiliğinden ortadan kalkacağı düzenlemesine yer verilmiş, maddenin beşinci fıkrasındaki düzenleme ile de birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlarda, infazın sona ermesinden sonra da kararda ayrıca hükmedilmesi koşuluyla, hak yoksunluğunun bir süre daha devam etmesi sağlanmıştır.

Görüldüğü gibi, TCK’nın 53. maddesinin beşinci fıkrasında belirlenen yasaklama, birçok açıdan aynı Kanun’un 53. maddesinin birinci fıkrasındaki hak yoksunluklarından farklıdır. Bu farklılıklar kısaca şöyle özetlenebilir: a) Birinci fıkrada yoksun bırakılma ifadesine yer verilmişken, beşinci fıkrada açıkça yasaklanmasından söz edilmektedir. b) Birinci fıkrada düzenlenen hak yoksunlukları yalnızca hapis cezasının yasal sonucu iken, beşinci fıkradaki yasaklama, hem hapis, hem de para cezası açısından söz konusudur. c) Birinci fıkrada hâkimin süre konusunda herhangi bir takdir hakkı bulunmazken, beşinci fıkrada yasaklılık süresinin belirlenmesi hâkimin takdirine bağlıdır. d) Birinci fıkradaki yoksunluk hükmün kesinleşmesi ile başlarken, beşinci fıkradaki yasaklılık cezanın infaz edilmesinden itibaren başlayacaktır. e) Birinci fıkradaki hak yoksunlukları tüm kasıtlı suçlar için söz konusu iken, beşinci fıkradaki hak yoksunluğu yalnızca birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen kasıtlı suçlar açısından söz konusu olabilir…. f) Mahkûmiyetin yasal sonucu olmaması nedeniyle beşinci fıkrada, hâkimin bu hak yoksunluklarına hükmedildiğini kararında açıkça göstermesi ve hükmedilen yoksunlukların süresini de belirlemesi gerekli olup, “…yasaklanmasına karar verilir…” şeklindeki emredici ifade de bu zorunluluğu ortaya koymaktadır.

Bu aşamada cezayı aleyhe değiştirememe ilkesine değinilmesinde fayda bulunmaktadır. Cezayı aleyhe değiştirememe ilkesi; temyiz davasının yalnızca sanık veya müdafii ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı tarafından açıldığı durumlarda, temyiz davası sonucunda sanığın durumunun ağırlaştırılamayacağı, sanığın aleyhine sonuç doğuracak şekilde düzeltmelerin yapılamayacağını veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın sanığın aleyhine olarak önceki hükümden daha ağır olamayacağı anlamına gelmektedir.

1412 sayılı Kanun’un 326. maddesinin dördüncü fıkrasında; “Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz.” şeklinde yasal düzenlemeye kavuşturulmuştur.

CGK’nın yerleşmiş kararlarında vurgulandığı gibi, “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” başlığı altında güvenlik tedbiri olarak TCK’nın 53/1. maddesinde düzenlenmiş bulunan, mahkûmiyetin kanuni ve doğal sonucu olan bu hak yoksunlukları kararda gösterilmemiş olsa bile aleyhe bozma yasağı kapsamında değerlendirilemeyecektir. TCK’nın 53/5. maddesinde düzenlenen “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” başlığı altında düzenlenen hak yoksunluğu, güvenlik tedbirlerine ilişkin bölümde yer alsa da hükümlülüğün yasal sonucu olmayıp madde gerekçesinde de belirtildiği üzere cezanın infazından sonra etkili olmak üzere bu hak ve yetkinin kullanılmasından yasaklanmasına ayrıca hükmedilmesi öngörüldüğünden söz konusu fıkranın uygulanabilmesi için hükümde ayrıca gösterilmesi gerektiği kabul edilmelidir.

B. Hukuki Nitelendirme

Sakarya 4. Asliye Ceza Mahkemesince sanığın görevi kötüye kullanma suçundan… hapisten çevrili 6.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin verilen hükmün sadece sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesince… 1412 sayılı Kanun’un 321 ve 326/son maddeleri uyarınca bozulduğu, bozmaya uyan Yerel Mahkemece sanığın TCK’nın 257/1, 62/1, 53/5, 53/1, 50 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca hapisten çevrili 3.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve 5 ay süreyle aynı Kanun’un 53/1. maddesinde sayılan hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verildiği, hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesince onandığı anlaşılmıştır.

Her ne kadar TCK’nın 53. maddesinin beşinci fıkrasında “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” başlığı altında düzenlenen hak yoksunluğu, güvenlik tedbirlerine ilişkin bölümde yer almış ise de; … mahkûmiyetin yasal sonucu olmaması nedeniyle hâkimin beşinci fıkrada düzenlenen hak yoksunluklarına hükmedildiğini kararında ayrıca göstermesi ve hükmedilen yoksunlukların süresinin de belirlemesi gerektiğinin anılan maddenin gerekçesinde belirtilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; TCK’nın 53. maddesinin beşinci fıkrasının aynı maddenin birinci fıkrası gibi hükümlülüğün yasal sonucu olmayıp cezanın infazından sonra etkili olmak üzere bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına ayrıca hükmedilmesi gerektiği anlaşılmakla, beşinci fıkra uyarınca uygulanan güvenlik tedbirinin aleyhe bozma yasağına konu olacağı kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.

VI. KARAR

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Sakarya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.03.2015 tarihli ve 363-174 sayılı hükmünün, sanık hakkında TCK’nın 53/5. maddesi uyarınca uygulanan güvenlik tedbirinin aleyhe bozma yasağına konu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, Ancak, yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu hususun 1412 sayılı Kanun’un, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün görüldüğünden, hüküm fıkrasının üçüncü paragrafında yer alan; “Sanığın memuriyet görevini kötüye kullanılması suretiyle atılı suçu işlediği anlaşıldığından 5237 sayılı TCK’nın 53/5. maddesi uyarınca verilen cezanın infazından sonra ceza miktarı olan 5 ay kadar 5237 sayılı TCK’nın 53/1. maddesinde sayılan hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına,” ilişkin bölümün çıkartılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.09.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir