İcra Hukukunda “Alacağa Mahsuben Satış” ve Borçluya Satış Yetkisi Verilmesi (İİK m. 111/a) Kapsamındaki Yeni Uygulamalar

Cebri icra hukukumuzun temel prensiplerinden biri “paraya çevirme” ve “nakden tatmin” ilkesidir; yani alacaklı, borçlunun mallarını doğrudan kendi üzerine geçirerek borcu tahsil edemez. Ancak icra iflas hukukumuz, takip alacaklısına cebri artırma (ihale) süreçlerinde malı satın alma ve ihale bedelini nakit ödemek yerine içerideki alacağından düşürme, yani “alacağa mahsuben satış” imkânı tanımaktadır. Bu yazımızda; alacağa mahsuben satışın hukuki niteliği, cebri ihalelerde sıra cetvelinin rolü, borçlunun açtığı menfi tespit davalarının sürece etkisi ve en önemlisi mevzuatımıza yeni giren “borçluya satış yetkisi verilmesi (İİK m. 111/a)” usulünde alacaklının bu hakkı nasıl kullanabileceği detaylıca incelenmektedir.

1. Alacağa Mahsuben Satış Nedir ve Hukuki Niteliği Nasıldır?

Bir icra takibinde, hacizli veya rehinli malı satın alan alacaklının, normal şartlarda icra dosyasına ödemesi gereken ihale bedelini ödemeyerek, bu tutarın kendi alacağından karşılanmasını (düşülmesini) talep etmesine alacağa mahsuben satış denir.

Bu kavram uygulamada sıklıkla “takas” ile karıştırılsa da, Yargıtay ve doktrin bunun Borçlar Hukuku anlamında (TBK m. 139) teknik bir takas olmadığını açıkça belirtmektedir. Çünkü takas işlemi için karşılıklı ve muaccel iki borcun varlığı gerekirken; icra ihalesinde alacaklının karşısında borçlu değil, satışı gerçekleştiren icra dairesi bulunmaktadır. Aynı şekilde bu durum, alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleşmesi anlamına da gelmez. Burada yapılan işlem niteliği itibarıyla bir “mahsup” (hesaptan düşme) işlemidir. Bu kurum sayesinde alacaklı, büyük meblağlara ulaşan ihale bedellerini nakden finanse etme yükünden kurtulmakta ve ihaleye katılım teşvik edilmektedir.

2. Cebri Artırmada Alacağa Mahsuben Satış ve “Sıra Cetveli” Sorunu

Alacağa mahsuben cebri artırmaya (ihaleye) katılan alacaklıya tanınan en büyük kolaylık, teminat muafiyetidir. 7343 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında, satışı talep eden alacaklı, alacağının teminatı karşıladığı miktar oranında ihaleye girişte yatırılması gereken %10’luk teminattan muaf tutulmaktadır.

Peki, alacaklı ihaleyi kazanırsa ihale bedelini nasıl ödeyecektir?

  • Alıcı Tek Alacaklıysa: İhalede başka bir alacaklı yoksa veya ihaleyi alan alacaklı mutlak rüçhan (öncelik) hakkına sahipse, bedel doğrudan alacaktan mahsup edilir ve alacaklının nakit ödeme yapmasına gerek kalmaz.
  • Birden Fazla Alacaklı Varsa: Asıl sorun, dosyada başka alacaklıların da bulunduğu (örneğin ilk haciz sahibinin başka biri olduğu) ihtimallerde ortaya çıkar.

Geçmişte icra müdürlükleri, başka alacaklılar var diye ihaleyi kazanan alacaklıdan tüm ihale bedelini derhal yatırmasını talep edebilmekteydi. Ancak güncel Yargıtay uygulaması ve modern doktrin bu mağduriyeti önlemiştir. Buna göre; eğer satış bedeli tüm alacaklıları karşılamaya yetmiyorsa icra müdürlüğü önce mutlaka bir “sıra cetveli” (İİK m. 140) düzenlemelidir. Sıra cetveli yapılmadan, hangi alacaklıya ne kadar pay düşeceği bilinmeden alacaklıdan ihale bedelini nakden ödemesi istenemez. İcra dairesi sıra cetvelini hazırlar, alacaklının payını hesaplar ve eğer alacağın karşılamadığı bir bakiye tutar (fark) çıkarsa, sadece bu eksik tutarın 7 gün içinde ödenmesi istenir.

3. Menfi Tespit Davasının Alacağa Mahsuben Satışa Etkisi

Borçlunun, alacaklıya karşı “benim böyle bir borcum yok” diyerek açtığı menfi tespit davaları (İİK m. 72), kural olarak icra takibini ve satışı kendiliğinden durdurmaz.

  • Eğer borçlu mahkemeden teminat karşılığında bir “ihtiyati tedbir” kararı alırsa, satış yapılsa bile para alacaklıya ödenmez; alacağa mahsuben satışta ise malın tescil ve teslim işlemi tedbir kalkana kadar bekletilir.
  • Diyelim ki ihale yapıldı, mal alacaklı adına tescil edildi ve sonrasında borçlu menfi tespit davasını kazandı. Bu durumda ne olur? İhale üçüncü bir kişiye değil bizzat takip alacaklısına yapıldığı için, borçlu İİK m. 72/5 uyarınca “icranın iadesini” talep edebilir ve malı alacaklıdan aynen geri alabilir. Alacaklı malı bu arada başkasına satmışsa, malın değeri alacaklıdan tahsil edilir.

4. Yeni Düzenleme: Borçluya Satış Yetkisi Verilmesi (İİK m. 111/a) Sisteminde Alacaklının Durumu

7343 sayılı Kanun ile hukukumuza giren ve İİK m. 111/a’da düzenlenen “borçluya satış yetkisi verilmesi” kurumu, borçluya hacizli malını kendi bulduğu bir alıcıya rızaen satma imkânı tanımaktadır.

Kanun koyucu bu süreci tasarlarken takip alacaklısını neredeyse tamamen sistemin dışında bırakmış; alacaklıya sürecin işleyişi hakkında tebligat yapılmasını dahi öngörmemiştir. Peki, alacaklı bu rızaen satış sürecinde “alıcı” konumunda yer alarak malı kendi alacağına mahsuben satın alabilir mi?

Evet, alabilir. Ancak bunun çok önemli bir şartı vardır: Borçlunun rızası ve anlaşması. Borçluya satış yetkisi sürecinde alıcıyı bizzat borçlu belirlediği için, alacaklının borçluyla bir anlaşması (satış sözleşmesi) olmadan, icra dairesine gidip “ben bu malı asgari bedel üzerinden alacağıma mahsuben alıyorum” deme hakkı yoktur. Alacaklı ancak borçluyla el sıkışırsa, alacağına mahsuben rızaen satış işlemini gerçekleştirebilir. Eğer böyle bir anlaşma sağlanır ve alacaklının alacağı rızaen satış bedelini karşılarsa, kural olarak 15 günlük süre içinde dosyaya nakit ödeme yapılması şartı aranmaz (yine sıra cetveli kriterleri gözetilerek).

Genç Avukatlık Bürosu Olarak Değerlendirmemiz:

Alacağa mahsuben satış, özellikle takip alacaklıları için büyük bir tahsilat güvencesi ve finansal kolaylıktır. Ancak icra dairelerinde sıra cetveli yapılmadan ihale bedelinin tamamının nakit istenmesi gibi hukuka aykırı taleplerle sıklıkla karşılaşmaktayız. Bu gibi durumlarda süresiz şikâyet hakkı kullanılarak icra mahkemelerine başvurulması elzemdir. Öte yandan, yeni getirilen borçluya satış yetkisi (İİK 111/a) sürecinde alacaklıların sistemin dışında bırakılması, haksız değerlemelere veya muvazaalı devirlere yol açabilmektedir. Bu noktada hem borçlu hem de alacaklı konumundaki kişiler, cebri satış ve rızaen satış süreçlerinde telafisi imkansız hak kayıplarına uğramamaları, sıra cetveli itiraz süreçlerinin doğru yönetilmesi uzman icra hukukçularından destek almalarını tavsiye ederiz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir