Ticari hayatta markalar, bir işletmenin en değerli varlıklarının başında gelir. Ancak bazen haksız rekabet avantajı elde etmek, gerçek marka sahibini engellemek veya ondan maddi menfaat sağlamak amacıyla markaların “kötü niyetle” tescil ettirildiği görülmektedir. Mülga 556 sayılı KHK döneminde kanuni bir dayanağı olmamasına rağmen Yargıtay içtihatlarıyla şekillenen “kötü niyet” kavramı, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile birlikte artık açıkça bir tescil engeli ve hükümsüzlük sebebi olarak kanunlaşmıştır. Bu makalemizde; marka tescilinde kötü niyetin ne anlama geldiğini, öğretideki kötü niyetli marka türlerini ve Yargıtay ile Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (ABAD) dünyaca ünlü markalar (Lindt, Koton, John Wayne vb.) üzerinden verdiği emsal kararları detaylıca inceliyoruz.
1. Kötü Niyetli Marka Tescili Nedir ve Türleri Nelerdir?
Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ve Avrupa Birliği mevzuatında kötü niyetin kesin ve sınırları çizilmiş bir yasal tanımı bulunmamaktadır. Zira ticari hayatın karmaşıklığı içinde kötü niyetin her türlü senaryosunu kanunla sınırlamak mümkün değildir. Ancak Yargıtay ve doktrine göre markanın asli işlevi; bir mal veya hizmeti diğerlerinden ayırt etmektir. Eğer başvuru sahibi, markayı ticari hayatta gerçekten kullanmak amacıyla değil de, ticari işlevine aykırı başka gayelerle tescil ettiriyorsa burada kötü niyetten söz edilir.
Öğretide kötü niyetli marka tescilleri çeşitli gruplara ayrılmaktadır:
- Spekülasyon Markaları: Başvuru sahibinin, yurt içinde veya yurt dışında henüz kullanılmayan bir markayı ileride meşhur olabileceği düşüncesiyle, sırf gerçek sahibine satmak (devretmek), lisans vermek veya tecavüz davalarıyla para koparmak amacıyla tescil ettirmesidir.
- Engelleme Markaları: Belirli bir rakibi veya sektöre yeni girecek bir kişiyi hedef alarak, onların bu markayı kullanmasını engellemek maksadıyla yapılan tescillerdir.
- Hileli Markalar: Marka tescil sürecinde karşılaşılabilecek hukuki engellerin varlığı bilinmesine rağmen, başvuru sahibinin bu engelleri gizleyerek veya tescil makamına gerçeğe aykırı belgeler sunarak yaptığı tescillerdir.
- İhtiyat Markaları: İşletmelerin ileride ne tür bir faaliyete girecekleri belli olmaksızın, sadece sicili gereksiz yere doldurarak rekabeti daraltmak amacıyla yaptıkları tescillerdir.
2. Yargıtay Uygulamasında Kötü Niyet Kriterleri Nelerdir?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2008 tarihli emsal kararına göre; markanın sadece “yedekleme”, “şantaj yapma” veya “başkasının markasından haksız yararlanma” maksadıyla tescil edilmesi açıkça kötü niyettir. Yargıtay kararlarında öne çıkan temel kriterler şunlardır:
- Sırf Önceden Bilmek Kötü Niyet İçin Yeterli Midir?: Yargıtay’a göre, başvuru sahibinin bir markanın başka bir ülkede başkası adına tescilli olduğunu bilmesi (veya bilme ihtimalinin olması) tek başına kötü niyet sayılmaz. Kötü niyetten bahsedebilmek için; davalının bu markayı kendi adına tescil ettirmesinde “ticari hayatın olağan akışına aykırı” bir durum olması, haksız bir kazanç elde etme veya gerçek hak sahibini engelleme amacı gütmesi gerekir.
- Temsilci ve Distribütörlerin İhlalleri: Yurt dışında tescilli bir markanın Türkiye’deki satışı için anlaşan distribütörlerin veya temsilcilerin, marka sahibinin izni olmadan o markayı Türkiye’de kendi adlarına tescil ettirmeleri klasik bir kötü niyetli tescil örneğidir.
- Tanınmış Markalar ve Ünlü İsimlerin Tescili: Yargıtay, otomotiv sektöründe dünyaca ünlü olan “Lexus” ibaresinin veya dünyaca ünlü sinema sanatçısı “John Wayne” isminin, bu markalarla ve isimlerle hiçbir ilgisi bulunmayan alakasız kişiler tarafından Türkiye’de tescil edilmesini açık bir kötü niyet olarak değerlendirmiş ve bu tescillerin hükümsüzlüğüne karar vermiştir.
3. Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) Uygulamaları
ABAD, kötü niyetin tespiti konusunda tüm Avrupa’ya yön veren iki önemli karara imza atmıştır:
A) Çikolatadan Paskalya Tavşanları: Lindt & Sprüngli Kararı Avusturya’da 1930’lardan beri tavşan figürlü çikolatalar üreten Lindt şirketi, 2000 yılında üç boyutlu “oturan altın sarısı tavşan” figürünü marka olarak tescil ettirmiş ve rakiplerine (Franz Hauswirth) karşı dava açmıştır. ABAD bu olayda kötü niyet incelemesinin şu objektif kriterlere göre yapılması gerektiğine hükmetmiştir:
- Başvuru sahibinin, rakiplerinin aynı veya benzer bir işareti kullandığını bilip bilmediği,
- Başvuru sahibinin rakiplerinin bu kullanımını engelleme amacı taşıyıp taşımadığı,
- Tescili istenen işaretin o zamana kadar elde ettiği hukuki koruma düzeyi. ABAD, bir markanın sırf rakibi engellemek veya tekel yaratmak için tescil edilmesinin, dürüst ticari uygulamalarla bağdaşmadığını ve kötü niyetin sübjektif bir unsur olmakla birlikte “objektif vakıalar” üzerinden tespit edileceğini vurgulamıştır.
B) Sınıf Farklı Olsa da Kötü Niyet Var Mıdır?: “Koton” Kararı Türk markası “KOTON”, Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi’nde (EUIPO) 25. ve 35. sınıflarda (tekstil ve mağazacılık) tescillidir. Başka bir şirket, EUIPO nezdinde “STYLO & KOTON” markasını 39. sınıfta (malların paketlenmesi, ulaşım) tescil ettirmiştir. EUIPO, sektörlerin/sınıfların farklı olması ve “iltibas (karıştırılma) tehlikesi” bulunmaması gerekçesiyle Koton’un hükümsüzlük talebini reddetmiştir. Ancak Avrupa Birliği Genel Mahkemesi bu kararı bozmuştur. Mahkeme; kötü niyetin, iltibas tehlikesinden bağımsız bir kavram olduğunu belirtmiştir. Eğer bir kişi, doğrudan bir iltibas tehlikesi yaratmasa bile, sırf Koton markasının şöhretinden haksız yararlanmak, onun itibarını sömürmek veya ileride hak sahibine şantaj yapmak amacıyla bu tescili gerçekleştirmişse (farklı bir mal/hizmet sınıfında dahi olsa) burada objektif olarak kötü niyet vardır ve tescil hükümsüz kılınmalıdır.
Genç Avukatlık Bürosu Olarak Değerlendirmemiz:
Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile birlikte, “kötü niyet” hem Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) nezdinde yapılacak itirazlarda mutlak bir tescil engeli, hem de mahkemelerde açılacak davalarda bağımsız bir hükümsüzlük sebebi olarak sağlam bir zemine oturtulmuştur. Kötü niyet, kişinin iç dünyasına ait sübjektif bir durum olsa da; ticari ilişkinin geçmişi, markanın tanınmışlığı, logoların birebir taklit edilmesi gibi “objektif” delillerle ispatlanabilmektedir.
Müvekkillerimize en önemli tavsiyemiz; yarattıkları markaları veya piyasaya sürecekleri yeni konseptleri ticari faaliyete başlamadan önce mutlaka kendi adlarına tescil ettirmeleridir. Zira rakiplerin, eski çalışanların veya distribütörlerin markanızı sizden önce tescil ettirerek “engelleme veya spekülasyon markası” yaratma riski her zaman mevcuttur. Böyle bir haksız tescille karşılaştığınızda; TÜRKPATENT nezdindeki yayına itiraz sürelerinin kaçırılmaması ve sonrasında Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemelerinde “kötü niyetli tescilin hükümsüzlüğü” davalarının ivedilikle açılması büyük önem taşımaktadır. Marka portföyünüzün yönetimi, itiraz süreçleri ve fikri mülkiyet uyuşmazlıklarınızda hak kaybı yaşamamak adına büromuzun uzman departmanından her zaman hukuki destek alabilirsiniz.

